konstantiniyye330 tarafından yazılmış tüm yazılar

TABUTTA RÖVAŞATA (1996)

Dış mekan olarak İstanbul’u merceğine alan bir filmin dekor açısından ek bir ihtiyacı kalmaz. Boğaz’ın gri ve sisli görüntüsüyle hiçbir veremeyeceği etkide bir kasvet hissi uyandırılabilir. Ana çekim alanı Rumelihisarı’nın sahil kesimi olan 1996 yılı yapımı Tabutta Rövaşata filmi de İstanbul’un doğal görüntülerden sonuna dek yararlanıyor. İstanbul’da bir kaybeden temasına dayanan film oyunculukları, müzikleri ve gerçeğe dayanan hikayesiyle benzer temalı filmlerden ayrılmayı başarıyor.

Film Rumelihisarı çevresinde sokaklarda yaşayan, sahil kenarındaki bir kahvede vakit geçiren, araba çalmaya meraklı Mahsun (Ahmet Uğurlu) ile gariban balıkçılardan oluşan çevresini odağına alıyor. Dışarının soğuğundan korunmak için sık sık araba çalarak geceyi bu şekilde geçiren Mahsun’un başı sürekli polisle derde girmektedir. Teknesinde balıkçılık yaparak hayatını kazanan Reis (Tuncel Kurtiz) Mahsun’a yardımcı olmaya çalışır ve ona sahil kahvesinde iş ayarlar. Filmin üçüncü ana karakteri de sürekli aynı kahvede takılan, Mahsun’un hayal kırıklığıyla sonuçlanan aşk hikayesinin kahramanı eroin bağımlısı genç kadındır. Filmde genç kadının adı hiç anılmaz.

Derviş Zaim’in ilk uzun metraj filmi olan Tabutta Rövaşata gerçek olaylardan esinlenen kurgusunu başarılı oyunculuklarla birleştirerek Türk sinemasının önde gelen yapımlarından biri olmayı başarmıştır. Antalya Film Festivali en iyi film ödülü başta olmak üzere birçok ödül kazanan filmin oldukça beğeni toplayan müziklerini de Baba Zula ve Yansımalar grupları hazırlamıştır. Film boyunca Boğaz kıyısındaki balıkçı teknelerine, Rumelihisarı’na ve İstanbul gece hayatının renkli görüntülerine sıklıkla şahit oluruz.

İçinden İstanbul geçen filmlerin en başarı örneklerinden olan Tabutta Rövaşata filmini izleyerek hem Türk sinemasının kaliteli işlerinden birini görmüş olacak hem de gerçek bir “kaybeden” hikayesine tanık olacaksınız.

Tabutta Rövaşata film müziği
Tabutta Rövaşata filmi

BOZDOĞAN KEMERİ

Modern zamanlarda sık sık çözümlenmesi gereken bir sorun olarak kendisini gösteren konulara eski zamanlarda ne gibi çözümler üretildiği her zaman ilgi çekici bir inceleme başlığı olmuştur. İstanbul için de temiz ve yeterli su kaynağına sahip olabilmek konusu güncelliğini yitirmeyen konuların başında gelir. 2000’li yıllarda dahi kalıcı bir çözüme oturtulamayan bu ihtiyaca tarihin her döneminde ilgi odağı bir şehir olan İstanbul’da nasıl cevap verilmeye çalışılmıştır ? Bu sorunun cevabını araştırmaya başladığımızda karşımıza mimarlık ve mühendislik harikası kompleks bir su tedarik ve dağıtım sistemi çıkıyor. Bu büyük dağıtım ağının içerisinde de Bozdoğan Kemeri en bilinen ve en etkileyici bölüm olarak ortaya çıkıyor.

Şehir kurulduğu ve başkent olduğu Bizans dönemlerinden bu yana kendi su kaynaklarına sahip olmadığından, suyun şehre dışarıdan getirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Şehre en yakın su kaynakları olarak da Yıldız Dağları ve Belgrad Ormanları ön plana çıkmaktaydı. Anılan belli başlı su kaynakları ile çeşitli derelerden toplanan su toplamda 250 kilometrelik bir su kanalları sistemiyle şehre getirilmekte ve çeşitli noktalarda biriktirildikten sonra şehre dağıtımı sağlanmaktaydı. Günümüzde Saraçhane’deki İstanbul Üniversitesi ile Fatih Cami arasında uzanacak şekilde inşa edilmiş olan Bozdoğan Kemeri de bu su dağıtım sisteminin bir parçası olarak tasarlanmıştır. Yedi tepeli şehrin üçüncü ve dördüncü tepelerini birbirine bağlayan kemer o dönem Beyazıt’ta kullanılan bir sarnıca su taşıma işlevini görmüştür.

Kemerin alttan görünümü

Kemerin ilk olarak İmparator Hadrianus döneminde inşa edildiği düşünülmekle birlikte İmparator Valens döneminde yeniden inşa edilerek günümüzdeki şeklini almıştır. Yapı bu sebeple Valens Kemeri olarak da adlandırılır. Kemerin inşasında Khalkedon (şimdiki Kadıköy) şehrinin surlarındaki taşlar kullanılmıştır. Normalde 1 kilometrelik uzunluğa sahip olan kemerin günümüzde 625 metrelik bir kısmı ayakta kalmıştır. Bizans saraylarına kesintisiz olarak su sağlanmasına hizmet etmiş olan kemer Osmanlı İmparatorluğu devrinde de 19. yüzyıl sonlarına dek kullanılmaya devam etmiştir.

Kemerin caddeden görünümü

Bizans dönemi içerisinde Geç Roma mimarisinin günümüze ulaşabilen en güzel örneklerinden olan Bozdoğan Kemeri, bugün halen etkileyici duruşuyla şehir siluetinin başlıca unsurlarından birini oluşturmaktadır. İki büyük kemer sırasıyla desteklenmiş olan yapı 1500 yılı aşkın bir süre sonra Atatürk Bulvarı boyunca en ihtişamlı görüntülerini gezginlere sunmaya devam etmektedir.

KADINLAR PAZARI

İstanbul gibi bir dünya şehrini yalnızca geçmiş zamanlardan bu yana içinde yaşamış topluluklarla anlatmaya çalışmak şüphesiz ki yetersiz kalacaktır. Bizans ve Osmanlı dönemlerinden günümüze her zaman bir çekim merkezi olarak göç alan İstanbul, bu sayede de yepyeni zenginlikleri heybesine katmıştır. Günümüzde de Türkiye’nin her bölgesinden insanları İstanbul’un belirli bölgelerinde öbeklenmiş şekilde görmek mümkündür. İstanbul’un kozmopolitliğinin ve kadim medeniyetinin kalbi sayılabilecek Fatih ilçesinde yer alan Kadınlar Pazarı da tarif edilen duruma en güzel örneklerden birini oluşturmaktadır.

Kadınlar Pazarı, Bozdoğan Kemeri’nin hemen yanından başlayarak Zeyrek Caddesi’ne doğru uzanır. Esasen pazardan ziyade bir çarşı görünümündedir. Eski dönemlerde Siirtlilerin ağırlıkta bulunduğu ve bu sebeple Küçük Siirt olarak anılan çarşıda günümüzde Güneydoğu’nun tüm renklerini birarada görebilmek mümkündür. Ağırlığı Siirt, Van ve Bitlisli esnafların çektiği Kadınlar Pazarı İstanbul içinde küçük bir güneydoğu bölgesi özelliği göstermektedir.

Pazarda gezinirken en dikkat çekici konulardan biri de esnaflar içinde neredeyse hiç kadın olmamasıdır. Bu durumda bu çarşının Kadınlar Pazarı olarak anılmasının sebebi ne olabilir ? Bu sorunun cevabıyla ilgili olarak da çeşitli rivayetler mevcut. En yaygın olan bir tanesine göre bölgede Osmanlı döneminde cariye satışı yapılmasından dolayı çarşı bu adla anılmış. Bir diğer rivayete göre ise eski zamanlarda geçimlerini sağlamak için pazara tezgah açıp satış yapan kadın esnaflardan dolayı bölge bu adı almış.

Kadınlar Pazarı’nda güneydoğuya özgü neredeyse tüm ürünleri iyi kalitede ve uygun fiyata bulmak mümkün. Buradaki dükkanlarda et-sakatat, peynir, kuruyemiş, baharat, bal ve tütün ürünleriyle karşılaşılıyor. Bunlar arasında da Van outlu peynir, Siirt fıstığı, bıttım sabunu, Bitlis tütünü ve Pervari balı öne çıkan ürünler olarak görünüyor. Kadınlar Pazarı, önemli bir alışveriş alanı olmasının yanında aynı zaman güneydoğu mutfağının en güzel lezzetlerini de ziyaretçileriyle buluşturan çok sayıda restoranı da içeriyor. Bu restoranlarda bölgeye has büryan kebabı, perde pilavı gibi lezzetlere iyi kalitede ulaşmak mümkün. İstanbul’un sahip olduğu zenginlikleri bir kere daha hatırlamak ve güneydoğu kültürünün seçkin ürünleriyle buluşmak için bir gün yolunuzu mutlaka Kadınlar Pazarı’na düşürün.