Kategori arşivi: MÜZELER

ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ

Müzeler genel olarak tarihi dönemler, olaylar ve kişileri odağına alan bir anlayışla kurulmakta olup; ziyaretçiler de buna paralel olarak tarih tanıklığı amacıyla müze gezileri gerçekleştirmektedir. Bunun yanında daha az sayıda olmakla birlikte, kültür hayatının önemli bir ögesi olan el sanatlarını odağına alan müzeler de mevcuttur. İstanbul, beklendiği üzere gezginlere bu açıdan da olanaklar sunmaktadır. En ünlü geleneksel Türk sanatlarından olan çinicilik bugün en seçkin örnekleriyle Çinili Köşk Müzesi’nde ziyaretçileriyle buluşmaktadır.

Çinili Köşk Müzesi, birkaç bölümden oluşan Arkeoloji Müzeleri kompleksi içerisinde yer almaktadır. Köşk, 1472 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Topkapı Sarayı surlarının içerisinde kalacak şekilde inşa edilmiştir. İlk yapıldığı dönemde Osmanlı sultanlarının Gülhane Parkı’nda gerçekleşen çeşitli spor etkinliklerini takip etmesi amacıyla kullanılmıştır. Osman Hamdi Bey’in Müzeler Müdürü olarak görev aldığı dönemde 1871-1891 yılları arasında tek Türk devlet müzesi (müze-i hümayun) olarak hizmet verdi. Bu dönemde, Aya İrini’de bulunan koleksiyonların bir kısmı buraya taşındı. 1953 yılında İstanbul’un fethinin 500. yılı anısına Fatih Sultan Mehmet’e ait eserlerin sergilendiği Fatih Müzesi olarak kullanılan köşk son olarak 1981 yılında Arkeoloji Müzeleri’ne bağlandı. Günümüzde ise Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 2000 civarında çini ve seramik eserinin sergilendiği bir müze olarak faaliyetine devam etmektedir.

Köşkün yandan görünüşü

Çinili Köşk, mimari açıdan yoğun Selçuklu etkilerinin göründüğü nadir Osmanlı eserlerindendir. 14 mermer sütundan oluşan giriş bölümü etkileyici bir görüntü sunmaktadır. Giriş büyük bir orta salona açılmakta, salon da altı yan odaya bağlanmaktadır. Yapı iki katlı yazlık bir köşk olarak tasarlanmış Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Sahip olduğu koleksiyonlardan bağımsız olarak köşkün kendisi bile bir çini müzesi olarak kabul edilebilir.

Müzede sergilenen koleksiyondaki eserler 12. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl başına kadar geniş bir dönemi kapsamaktadır. Bu koleksiyon Selçuklu dönemi, İznik serisi, Kütahya serisi gibi bölümlendirmeler yapılarak sergilenmektedir.14. yüzyıl 17. yüzyıl arası İznik çiniciliği örnekleri ile Karamanoğulları Beyliği’nin merkezi Karaman’daki İbrahim Bey İmarethanesi’nden getirilen mihrap müzenin en öne çıkan eserleridir. Geleneksel sanatlarımızdan çiniciliğin izini sürmek ve olağandışı güzelliği olan bu yapıyı görmek için mutlaka yolunuzu Çinili Köşk’e düşürün.

AHMET HAMDİ TANPINAR EDEBİYAT MÜZE KÜTÜPHANESİ (ALAY KÖŞKÜ)

Dünyanın pek çok yerinde ilgili ülkenin veya şehrin edebiyat dünyasına damga vuran isimler, anılarına oluşturulan müze kütüphanelerle onurlandırılıyor. Böylelikle şehrin edebiyat estetiği ve kültür hafızası yansıtılırken, bir yandan da edebiyatın ustaları ölümsüzleştirilmiş oluyor. Müze kütüphaneler, aynı zamanda geçmişin edebiyat mirasını, günümüzün genç edebiyatçılarına taşıyan bir kanal işlevi de görüyor. İstanbul şehri de 2011 yılında gerek bulunduğu konum gerekse de içeriği itibarıyla oldukça kıymetli bir müze kütüphaneye kavuştu.

Müze girişi

Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi, önceden Alay Köşkü olarak adlandırılan yapıda faaliyete geçti. Alay Köşkü, Topkapı Sarayı’nı çevreleyen surların (Sur-ı Sultani) köşe noktasına II. Mahmut devrinde inşa edilmiştir. Yapı Osmanlılar döneminde padişahların sefere giden veya seferden dönen ordu birliklerini izlediği bir seyir köşkü olarak kullanılmıştır.

Yapının seyir köşkü olarak kullanılan salonu

Alay Köşkü, Cumhuriyet döneminden sonra Sanayi-i Nefise Mektebi Edebiyat Şubesi’nin birçok toplantısına ev sahipliği yapmış ve dönemin önde gelen edebiyatçılarının uğrak mekanı olmuştur. Edebiyat Şubesi’nin üyelerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar da köşkte gerçekleşen birçok toplantı ve konferansın katılımcısı olmuştur. Eserlerini ve kişiliğini İstanbul’dan ayrı düşünmenin imkansız olduğu bu büyük yazarın adı müzeye dönüştürülen yapıda yaşatılmaktadır.

Müze girişinde bulunan Ahmet Hamdi Tanpınar büstü

Edebi önemi dışında tarihi bir yapıda konumlanmış olması ve mimari değeri köşkü ziyaretçiler açısından cazip bir hale getirmektedir. Üç büyük, iki küçük odaya sahip olan köşk, on iki köşeli bir mimari düzende inşa edilmiş. İç dekorasyonu oldukça zengin olan yapının, tavanlarında ve tavanların duvar bağlantılarında kalemişi çalışmalara rastlanıyor. Ayrıca çağdaşları arasında farklı bir tasarıma sahip olan kubbesi de dışardan oldukça hoş bir görünüm sunuyor.

Topkayı Sarayı’na ait surlarda inşa edilen ve pencereleri Gülhane Parkı’na açılan bu eşsiz yapıyı ziyaret ederek hem tarihe tanıklık edecek hem de Türk edebiyatının izlerini sürme şansına sahip olacaksınız. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi pazar günleri dışında her gün ziyarete açık.

TEKFUR SARAYI MÜZESİ

Tarihinde iki büyük dünya imparatorluğuna başkentlik yapmış olan İstanbul şehri, Osmanlı devrinin ürünü olan ve günümüze kadar korunarak gelmiş pek çok esere ev sahipliği yapar. Fakat aynı tespiti Bizans dönemi için yapmak oldukça güçtür. Şehrin kuruluşuna öncülük eden ve bin yılı aşkın süreyle şehre hakim olan Bizans İmparatorluğu’ndan günümüze bu uzun tarihe kıyasla oldukça az eser ulaşabilmiştir. Bu durumun bir sebebi elbette ki bu uzun tarihe eşlik eden istilalar ve savaşlardır. Özellikle şehrin baştan sona yağmalandığı 4. Haçlı Seferi ve 1453’teki Fetih bu açıdan kayda değer iki önemli olaydır. Bunun yanında bir diğer sebep de, günümüzde bile halen varlığını koruyan ve şehrin Bizans mirasının yeterince sahiplenilmemesine neden olan düşmanca tutumdur.

Edirnekapı bölgesinde yer alan Tekfur Sarayı bin yılı aşan bu mirastan günümüze gelen tek saray yapısıdır. Yapı aynı zamanda dünya üzerinde de ayakta kalabilmiş yegane Bizans sarayı olma özelliğini taşımaktadır. Tekfur, Bizans dönemindeki yöneticileri ifade etmek için kullanılmış bir kelimedir. Yapım tarihi net olarak tespit edilememekle birlikte Tekfur Sarayı’nın Bizans’ın son imparatorluk saray kompleksi olan Blakhernia Sarayı’nın bir ek yapısı olarak inşa edildiği düşünülmektedir. Bu iki yapı imparatorluğun son iki yüzyılında imparatorların ana ikametgahı olarak kullanıldı.

Tekfur Sarayı Müzesi girişi

Şehrin Osmanlılar’ın eline geçmesinin ardından uzun bir süre önemli bir kullanımı olmayan saraya, hükümdar III. Ahmet devrinde İznikli çini ustaları davet edilmiş ve yapı çini üretim merkezi haline dönüştürülmüştür. Yapı Osmanlı devrinin son döneminde ise yoksul Yahudiler’in ikamet ettiği bir yer halini almıştı. 2000’lerden sonra geçirdiği uzun restorasyondan sonra saray, kendi atölyelerinde üretilmiş cam ve çini işçiliği örneklerinin sergilendiği bir müze haline getirilmiştir.

Tekfur Sarayı Müzesi’ndeki çini işçiliği örnekleri

Saray, Palaiologos dönemi Bizans’ının mimari örneği olması açısından da ayrıca önem taşır. Tekfur Sarayı, İstanbul kara surlarına bitişik şekilde surların en kuzey uzantısı olacak şekilde konumlandırılmıştır. Cephe duvarları kırmızı tuğla ve beyaz mermerden yapılmıştır. Yapının en etkileyici bölümü iç avluya bakan süslemeli ön cephedir. Zemin kattaki kemerli geçitler de ayrıca dikkat çekicidir.

Avluya bakan cephe

Haftanın yedi günü açık olan Tekfur Sarayı Müzesi’ni oldukça cüzi bir ücret ödeyerek ziyaret etmek mümkün. Ayrıca çevresindeki pek çok tarihi yapıyla birlikte müzeyi ortak bir gezi planında buluşturmak da mümkün. Bir zamanlar Bizans imparatorlarının yaşadığı bu yapıyı mutlaka ziyaret etmenizi ve kendi atölyelerinde üretilen en güzel çini işçiliği örneklerini incelemenizi öneririz.