Etiket arşivi: atıfyılmaz

BALATLI ARİF (1967)

Sinema, hikayesini ele aldığı kişiler ve topluluklar üzerinden hayatın çarpık ve çelişik yönlerine işaret ederken aynı zamanda da tarihe tanıklı işlevi de görür. Çekildiği döneme eş zamanlı olayları konu edinen filmler mekan tasvirleri ve çevre manzaralarıyla o zaman için bir kesiti tarihe de kaydetmiş olurlar. Özellikle içinden İstanbul geçen filmlerde bu tanıklık oldukça değer taşımaktadır. 1967 yılı yapımı Balatlı Arif filmini izleyenler, son dönemin en popüler semtlerinden Balat’ın 1960-1970 yıllarındaki fotoğrafını ve şehir profilindeki yerini görünce muhtemelen oldukça şaşıracaklardır.

Balatlı Arif, Balat’ta bir gecekondu mahallesinde oturan, geçimlerini at arabasıyla yük taşımacılığı yaparak kazanan yoksun bir ailenin tıp fakültesinde okuyan oğulları Arif’in (Yılmaz Güney) merkezinde olduğu bir hikayeye odaklanmaktadır. Arif, hem karakteri hem de aldığı eğitim sayesinde tüm mahalleli tarafından takdir edilen ve hayranlık duyulan bir gençtir. Okulunu bitirerek doktorluk diploması alması hem mahalle sakinleri hem de uzatmalı sevgilisi Gülşen (Nebahat Çehre) tarafından dört gözle beklenmektedir. O zamana kadar sadece dersleriyle meşgul olan Arif ailesinin yaşadığı zor şartlar ile üniversitede tanıştığı arkadaşlarının elit yaşantısı arasında ikilemler yaşamaya başlar. Üniversitede tanıştığı Çiğdem’le tüm sorumluluklarını bir kenara bırakarak bir gün geçirmesi, gittikçe karmaşıklaşan olaylar zinciri yaratacaktır.

Nebahat Çehre ve Yılmaz Güney

Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı film, açık siyasi söylemlere girmeksizin ana karakterin üzerinde yaratılan çelişkiler ve aynı şehirde birbirine hiç benzemeyen hayatlar tasviriyle eleştirisini vermeyi başarmaktadır. Bu çelişki en net haliyle Balat’ın su tesisatı olmayan karton çatılı evleri ile Nişantaşı’nın yeni yükselen lüks apartmanlarının olduğu sahnelerde ortaya konmaktadır. Daha sonra daha net bir çizgiye oturacak Yılmaz Güney sinemasına kıyasla görece daha zayıf bir kurguya sahip olduğu düşünülebilecek olan film dönemin İstanbul görüntülerini artı hanesine yazmaktadır. Günümüzde yeşillendirilen ve restorasyon çalışmalarıyla bambaşka bir hale bürünen Balat sahilini, derme çatma yapıların içindeki gemir hurdalığı halinde görmek izleyicilere şaşırtıcı gelecektir.

Balat’taki çekimlere semt sakinlerinin de katılmış olduğu Balatlı Arif filminde Erdal Özyağcılar ve Mustafa Alabora gibi usta oyuncuların oldukça genç hallerini görmek mümkündür. Balat haricinde Nişantaşı ve İstanbul Üniversitesi çevresi filmin çekimlerinde sık kullanılan mekanlar olarak göze çarpar. Yılmaz Güney’in en önde gelen filmleri arasında olmasa da, Atıf Yılmaz ve Yılmaz Güney birlikteliği olan bir yapım görmek ve İstanbul nostaljisi yaşamak adına Balatlı Arif’in izlenmesini öneririz.

AH GÜZEL İSTANBUL (1966)

“Gerçekte kaldı mı bilmem ama benim gönlümde hala bir güzel İstanbul yaşar.”

Böyle diyerek hazırlar, seyyar fotoğraf makinesini ve İstanbul Hatırası dekor örtüsünü Haşmet İbriktaroğlu. Tüm çarpıcı replikler içinde belki de en çok budur filmi özetleyen. Eski İstanbul ve temsil ettiği tüm değerler değişip bozulmaktadır fakat hala sevmeye değer bir şeyler vardır o İstanbul’da.

1966 yılında Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğinde çekilen “Ah Güzel İstanbul” filmi, gerek dönemin İstanbul’uyla kurduğu ilişki gerekse de bunca yıl sonra hala üzerinde durulmaya değer mesajlarıyla Türk sinemasının zirve noktalarından biridir. Tabii ki filmi bu derece ön plana çıkaran faktörlerden birisi de Sadri Alışık’ın unutulmaz oyunculuğudur. Sadri Alışık büyük oyuncudur fakat bu filmde başka bir seviyede oynamış ve Türk sinemasına Haşmet İbriktaroğlu karakterini hediye etmiştir.

Film, soylu bir aileden gelen fakat sonrasında tüm servetini kaybetmiş, gerçek bir İstanbul beyefendisi Haşmet ile artist olup kısa yoldan zengin olma hayaliyle İstanbul’a gelen Ayşe’nin (Ayla Algan) karşılaşmaları ve sonrasında gelişen olayları konu edinir. Klişe gibi gelebilecek konu örgüsü yanlış batılılaşma ve kültürel yozlaşmaya yönelik kökten bir eleştiri temasıyla buluşacak ve klişelikten sıyrılacaktır. Tabii bir de bir diğer başrol sayılabilecek İstanbul vardır filmde. Beylerbeyi İskelesi, şehir hatları vapurları ve Sultanahmet Meydanı’nda geçen sahnelerde 1966 yılının İstanbul’una ve henüz bugünkü haline dönüşmemiş Boğaziçi’ne şahitlik ederiz.

Haşmet İbriktaroğlu ve Boğaziçi

Dönemin birçok kalburüstü filminde yer almış Gani Turanlı (görüntü yönetmeni) ve Metin Bükey (müzik) filmle ilgili anılması gereken diğer isimlerdir. Bu derece eşsiz bir ekip beklendiği üzere eşsiz bir işe imza atmıştır. Kulübe-i ahzan, Gündüz Çorbacı Gece Meyhaneci Rıfkı gibi izleyenlerin belleğine silinmemek üzere yerleşen detayları, her biri akılda tutulmayı hak eden replikleri ve bozulmamış İstanbul güzelliğiyle sinemamızın yüz akı olan bu filmi mutlaka izlemenizi öneririz. Filmi izlerken İstanbul’un o güzelliğini artık bulamayacağımızı düşünüp karamsarlığa düşmeyelim. Çünkü Haşmet İbriktaroğlu’nun da dediği gibi:

“Dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur.”

Ah Güzel İstanbul restorasyonlu tam versiyon