Etiket arşivi: constantinople

KALENDERHANE CAMİ

İstanbul mimarisi ve diğer detaylarıyla dünyanın en önde gelen camilerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu camilerin önemli bir bölümü Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş, özellikle Mimar Sinan ekolünün ürünü olan eserlerin seviyesine bir daha erişmek mümkün olamamıştır. Türk-İslam mimarisinin bu yansımaları yanında bir de fetihten sonra siyasi veya toplumsal sebeplerle camiye çevrilmiş olan Bizans ürünü kiliseler mevcuttur. Bunlar çok uzun süredir cami olarak hizmet etmekle birlikte mimari özellikleri itibarıyla klasik Türk cami üslubundan farklı oldukları hemen fark edilebilmektedir. Bunlar içerisinde en etkileyici yapılardan birisi de Kalenderhane Cami’dir.

Fatih ilçesinin Vezneciler semtinde, Bozdoğan Kemeri’ne oldukça yakın bir konumda bulunan yapının 9. ve 12. yüzyıllar arasında inşa edildiği düşünülmektedir. Yapının orijinal adıyla alakalı olarak farklı düşünceler olmakla birlikte günümüzde yaygın olarak kabul gören isim Theotokos Kiriotissa’dır. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Kalenderi tarikatına mensup dervişlere tahsis edilmesi sebebiyle eser şu anki adına kavuşmuştur. Beşir Ağa tarafından minare ve hünkar mahfili eklenerek cami son halini almıştır.

Yapı, Bizans kiliselerinde sık olarak kullanılmış olan haç şeklinde bir ana plana sahiptir. Kilise formundaki yapılarda olduğu gibi buraya da narteks adı verilen bir bölümden giriş yapılır. Bu bölümde yapının ilk haline ait fresk parçaları ve mermer kaplamaları halen görmek mümkündür. Bunun yanında bebek İsa panosu gibi birçok resim de buradan Arkeoloji Müzesi’ne aktarılmıştır. Yapının dış duvarları taş ve tuğla karışımıyken, iç duvarlar da kabartmalarla süslenmiştir. Mihrap, minber ve minare detayları haricinde yapı ziyaretçilerinde bir kilise hissiyatı uyandırmaktadır.

Günümüze kadar birçok kez onarım gören yapı son olarak yurtdışı ortaklı bir restorasyon projesi yaşamıştır. Vezneciler metro durağına oldukça yakın bir konumda olmasına karşın bilinirliğinin az olması sebebiyle genellikle gezginlerin dikkatinden kaçan yapının tarihi ve mimari açılardan ziyaret edilmesini şiddetle öneririz. Bir yandan şehrin Bizans’tan Osmanlı’ya tesliminin simge yerlerinden olan biri olan bir yapıya şahitlik ederken bir yandan da Bizans kilise mimarisinin detaylarını gözlemleme şansına sahip olacaksınız.

SURP HIREŞDAGABET ERMENİ KİLİSESİ

İstanbul’un kozmopolit yapısını en net gözlemleyebileceğimiz bölge olarak Balat – Fener hattını seçsek zannederiz ki buna çok itiraz eden olmazdı. Bizans ve Osmanlı dönemleri boyunca, şehirde varlık göstermiş belli başlı tüm topluluklara ev sahipliği yapmış olan bölge, bugün de geçmişten gelen ve halen ayakta kalan eserleriyle bu zengin mirası gözler önüne seriyor. Öyle bir bölgeden söz ediyoruz ki, kısa bir yürüyüş mesafesinde Yahudi, Rum, Ermeni, Bulgar ve Türk kültürüne dair eserlere rastlamak mümkün olabiliyor.

Surp Hıreşdagabet kilisesi de bu çeşitliliğin maddi yansımalarından biri konumunda. Öyle ki 17. yüzyılda bölgedeki Ermeni nüfusun yirmi bine yaklaşması sonucu, o zamana kadar Rum Ortodoks kilisesi olarak hizmet veren bina IV. Murat tarafından Ermenilere tahsis edilmiş. Bu tarihten sonra yapılan düzenlemelerle de Ermeni Gregoryen kilisesi olarak faaliyet göstermeye başlamış.

Surp Hıreşdagabet Kilisesi, baş meleklerden olan Mikail ve Cebrail’e adanmıştır. Mucizelere konu olduğuna inanılan kilise, halen yılın belli dönemlerinde hastalık ve dertlerine şifa bulma amacı taşıyan kişiler tarafından ziyaret edilmektedir. Yapının Rum kilisesi olarak geçirdiği dönemin bir mirası olarak, alt bölümünde kutsal su çıktığına inanılan bir ayazma yer almaktadır.

Yapı bir gregoryen kilisesi olması açısından ortodoks kiliseleri kadar gösterişli değildir. Kilise girişindeki freskolar, ana yapının yanındaki küçük şapel ve ayazmanın olduğu bölümde yer alan mermer kabartmalar kilisesin öne çıkan görsel detaylarıdır. Ayazmanın yer aldığı alt katta 2006’da yapılan restorasyon çalışmaları sırasında azizlere ait reliklere rastlanmış ve daha sonra bunlar da ziyarete açılmıştır. Balat’tan Fener’e doğru yapılacak bir gezinin başlangıç noktası olarak düşünülebilecek Surp Hıreşdagabet Kilisesi’ni mutlaka ziyaret edin ve bölgenin kozmopolit atmosferine bir kez daha tanık olun.

BİR BAŞKA TEPEDEN (YAHYA KEMAL BEYATLI)

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Yahya Kemal Beyatlı