Etiket arşivi: pavilion

MASLAK KASIRLARI

Osmanlı İmparatorluğu döneminde devletin ana yönetim merkezleri padişahın ve maiyetinin de hayatını sürdürdüğü saraylar olmuştur. Günümüzde de bilinirliği yüksek olan ve daha çok ziyaretçi çeken imparatorluk sarayları olagelmiştir. Bunların yanında hem padişah ve haremine ev sahipliği yapmış hem de çeşitli devlet işlerinin görüldüğü devlet idare merkezleri de kullanılmıştır. Bulundukları konumun doğal güzellikleriyle öne çıkan kasırlar genel olarak günümüze korunarak gelmeyi başarmıştır. Bunlar arasından Maslak Kasırları uzun süre II. Abdülhamid’in yaşam yeri olması sebebiyle farklı bir yer taşımaktadır.

Tek bir ana yapıya sahip olmayıp birçok küçük yapıdan oluşan Maslak Kasırları’ndaki binaların çoğunun 1860’lı yıllarda Sultan Abdülaziz döneminde yapılmaya başlandığı düşünülmektedir. 1868 yılında o dönem şehzade olan II. Abdülhamid’e tahsis edilmiştir. Bu dönemde çevredeki arazilerin de satın alınarak kasır alanına eklenmesiyle büyük bir çiftlik haline getirilmiştir. II. Abdülhamid şehzadeliği döneminde Maslak Kasırları’ndaki vaktinin çoğunu at yetiştiriciliği, zirai faaliyetler ve marangozluk çalışmaları yaparak geçirmiştir. Burada mütevazi bir hayat süren şehzadeye tahta çıkma önerisi de Maslak Kasrı içerisinde yapılmıştır.

Maslak Kasırları harem dairesi olarak kullanılan Kasr-ı Hümayun, kabul mekanı işlevi gören Mabeyn-i Hümayun, kasrın serası olan Limonluk, atlı talimlerin izlendiği Seyir (Çadır) Kökü ve Ağalar Dairesi ana yapılarından oluşmaktadır. Bunların yanında çeşitli işlevler gören daha ufak çaplı bölümler de mevcuttur. Kasır toplamda 170 bin metrekareye yaklaşan bir alanı kapsamaktadır. Yapı, şehzadelik döneminden sonra da padişaha av ve dinlenme köşkü olarak hizmet vermeye devam etmiştir. Yapılar içerisinden Kasr-ı Hümayun onarılarak müze olarak kullanıma açılmıştır.

1984 yılından bu yana Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı‘na bağlı olarak ziyaretçilerini ağırlayan Maslak Kasırları 19. yüzyıl sonu Osmanlı ahşap mimarisinin nadir örneklerindendir. Kasır diğer kasırlara nazaran daha mütevazı görünümdedir. Bu durum II. Abdülhamid’in sadeliğe olan düşkünlüğüne bağlanmaktadır. Kasrın en ilgi çekici bölümlerinden olan Limonluk, birçok tropik bitkiyle birlikte şehrin en eski kamelyalarına ev sahipliği yapmaktadır. Doğal ve tarihi güzellikleri aynı anda yaşamak, bir dönemin kritik olay ve kişilerinin izini sürmek için Maslak Kasırları’nı mutlaka ziyaret edin. Kasrın içindeki Seyir Köşkü, ziyaretçilere kafeterya olarak hizmet veriyor. Yapıya müzekart aracılığıyla giriş mümkün.

ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ

Müzeler genel olarak tarihi dönemler, olaylar ve kişileri odağına alan bir anlayışla kurulmakta olup; ziyaretçiler de buna paralel olarak tarih tanıklığı amacıyla müze gezileri gerçekleştirmektedir. Bunun yanında daha az sayıda olmakla birlikte, kültür hayatının önemli bir ögesi olan el sanatlarını odağına alan müzeler de mevcuttur. İstanbul, beklendiği üzere gezginlere bu açıdan da olanaklar sunmaktadır. En ünlü geleneksel Türk sanatlarından olan çinicilik bugün en seçkin örnekleriyle Çinili Köşk Müzesi’nde ziyaretçileriyle buluşmaktadır.

Çinili Köşk Müzesi, birkaç bölümden oluşan Arkeoloji Müzeleri kompleksi içerisinde yer almaktadır. Köşk, 1472 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Topkapı Sarayı surlarının içerisinde kalacak şekilde inşa edilmiştir. İlk yapıldığı dönemde Osmanlı sultanlarının Gülhane Parkı’nda gerçekleşen çeşitli spor etkinliklerini takip etmesi amacıyla kullanılmıştır. Osman Hamdi Bey’in Müzeler Müdürü olarak görev aldığı dönemde 1871-1891 yılları arasında tek Türk devlet müzesi (müze-i hümayun) olarak hizmet verdi. Bu dönemde, Aya İrini’de bulunan koleksiyonların bir kısmı buraya taşındı. 1953 yılında İstanbul’un fethinin 500. yılı anısına Fatih Sultan Mehmet’e ait eserlerin sergilendiği Fatih Müzesi olarak kullanılan köşk son olarak 1981 yılında Arkeoloji Müzeleri’ne bağlandı. Günümüzde ise Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 2000 civarında çini ve seramik eserinin sergilendiği bir müze olarak faaliyetine devam etmektedir.

Köşkün yandan görünüşü

Çinili Köşk, mimari açıdan yoğun Selçuklu etkilerinin göründüğü nadir Osmanlı eserlerindendir. 14 mermer sütundan oluşan giriş bölümü etkileyici bir görüntü sunmaktadır. Giriş büyük bir orta salona açılmakta, salon da altı yan odaya bağlanmaktadır. Yapı iki katlı yazlık bir köşk olarak tasarlanmış Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Sahip olduğu koleksiyonlardan bağımsız olarak köşkün kendisi bile bir çini müzesi olarak kabul edilebilir.

Müzede sergilenen koleksiyondaki eserler 12. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl başına kadar geniş bir dönemi kapsamaktadır. Bu koleksiyon Selçuklu dönemi, İznik serisi, Kütahya serisi gibi bölümlendirmeler yapılarak sergilenmektedir.14. yüzyıl 17. yüzyıl arası İznik çiniciliği örnekleri ile Karamanoğulları Beyliği’nin merkezi Karaman’daki İbrahim Bey İmarethanesi’nden getirilen mihrap müzenin en öne çıkan eserleridir. Geleneksel sanatlarımızdan çiniciliğin izini sürmek ve olağandışı güzelliği olan bu yapıyı görmek için mutlaka yolunuzu Çinili Köşk’e düşürün.

IHLAMUR KASRI

İstanbul, zengin tarihi ve benzersiz kültür hayatı sayesinde ziyaret etmekle bitirelemeyecek sayıda tarihi esere, dini yapıya ve müzeye sahiptir. Fakat şehrin doğal yapısı ve yeşil alanları için aynı zenginlikten söz etmek pek mümkün görünmemektedir. Özellikle 20. yüzyıldaki kontrolsüz yapılaşmanın etkisiyle, İstanbul’un merkez hattında bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda yeşil alan ve park kalabilmiştir. Bu sayılı alanlardan birisi, yeşilliğinin yanında tarihi yapılarıyla da ilgi çeken ve merkezi konumuna rağmen gizli kalabilmiş bir huzur noktası olan Ihlamur Kasrı’dır.

Beşiktaş-Yıldız ve Şişli-Nişantaşı bölgeleri arasında oldukça merkezi bir konumda bulunan Ihlamur Kasrı, konumunun aksine yüksek bir bilinirliğe ulaşmamış, sadık ziyaretçilerinin her fırsatta uğradı saklı bir hazine olma özelliğini günümüze dek koruyabilmiştir. Bugün kasrın bulunduğu yerde, eskiden ıhlamur ve çınar ağaçlarının süslediği bir mesire yeri bulunmaktaydı. Daha sonrasında aynı alan Osmanlı padişahlarının av merasimleri ve ok talimleri tertipledikleri bir hasbahçe olarak kullanıldı. Bugünkü haline ise, mimar Nikoğos Balyan‘ın tasarladığı iki adet köşkün 1849-1855 yılları arasında inşa edilmesinden sonra geldi. Merasim (Mabeyn) Köşkü, Sultan’ın günübirlik dinlenme mekanı ve diplomatik misafirlerin ağırlandığı yer olarak kullanılmışken; Maiyet (Harem) Köşkü ise Sultan’ın hareminin ihtiyaçları için tahsis edilmiştir.

İçerdiği köşklerin yanında, geniş denebilecek seviyede yeşil alana ve ağaçlıklara sahip olan Ihlamur Kasrı toplamda 25 bin metrekareye yayılmış durumdadır. Mimari anlamda Barok tarzına göre inşa edilen köşkler, son dönem Osmanlı mimarisinin seçkin örnekleri olarak değerlendirilebilir. Ana yapı olarak tasarlanan Merasim Köşkü’nün çift kollu merdiven girişi ve zengin ön cephe süslemeleri mimari açıdan en dikkat çekici kısımlardır. Köşkler, bir ana salon etrafında toplanan odalar şeklinde bir tasarıma sahiptir.

Ihlamur Kasrı, günümüzde Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı‘nın yönetimindedir. Merasim Köşkü müze olarak kullanılırken, Maiyet Köşkü ise kafeterya olarak ziyaretçilerine hizmet vermektedir. Beşiktaş’a yapılacak bir gezi planında Ihlamur Kasrı’na da mutlaka yer vermenizi ve şehrin az bulunan bu yeşil noktasında huzurlu saatler geçirmenizi tavsiye ederiz. Kasır pazartesi hariç her gün ziyarete açıktır.