Etiket arşivi: SİNEMA

İSTANBUL KANATLARIMIN ALTINDA (1996)

İstanbul 1500 yılı aşan geçmişi boyunca birçok önemli olaya, pek çok tarihi kişiliğe ev sahipliği yapmış bir o kadar da efsaneyi içinde barındırmıştır. Bazı olaylarda ise gerçekliğin nerede bitip efsanenin nerede başladığını ayırt etmek mümkün olamamıştır. Bu zengin malzemenin sanatı beslemesi de kaçınılmazdır. Özellikle yakın geçmişte öne çıkmaya başlayan dönem eserleri arasında 1996 yılı yapımı İstanbul Kanatlarımın Altında filminin de özel bir yeri vardır.

Ünlü yönetmen Mustafa Altıokları’ın yönetmenliğini üstlendiği İstanbul Kanatlarımın Altında 17. yüzyıl İstanbul’unu odağına almaktadır. IV. Murat’ın sıkı tedbirleriyle yönetilen İstanbul aynı zamanda çok sayıda renkli karakteri de bu dönemde barındırmaktadır. Dört kafadar arkadaş olarak betimlenen Hezarfen Ahmet Çelebi (Ege Aydan), Lagari Hasan Çelebi (Okan Bayülgen), Evliya Çelebi (Haluk Bilginer) ve Bekri Mustafa (Savaş Ay) filmin ana karakterlerini oluşturmaktadır. İnsanlarla ilgili çeşitli araştırmalar yapan ve özellikle insanların uçmasının olanaklarını arayan Hezarfen ile Lagari’nin bir Venedik gemisinden satın aldıkları teknik çizimler bu çalışmaları farklı bir yola geçirecektir. Başlarda bu çalışmaları destekleyen Sultan (Burak Sergen), daha sonra şeyhülislam ve diğer din adamlarının etkisinde kalarak fikir değişirerek Hezarfen ve arkadaşlarını cezalandıracaktır.

Film tarihi içeriğinin yanında 90’larda yaşanan Türk sineması uyanışının önde gelen bir yapımı olması sebebiyle de önem kazanmıştır. Türk seyircisinin kitlesel olarak sinema salonlarına dönüşüne öncülük eden eserlerdendir. Gösterime girdiğinde özellikle saray hayatına yönelik tasvirleri sebebiyle ses getiren filmin bazı yerlerde gösterimi yasaklanmıştır. Filmin öne çıkan yanlarından birisi de Tuluyhan Uğurlu tarafından yaratılan etkileyici film müzikleridir.

Tamamı İstanbul’da geçen filmin ana mekanı Topkapı Sarayı’dır. Sarayın Divan-ı Hümayun bölümünde ve Harem dairesinde geçen pek çok sahne mevcuttur. Bunun yanında Galata Kulesi ve Boğaziçi filmin öne çıkan diğer mekanlarıdır. İçerdiği kurgusal ögelere karşın Türk sinemasında cesur bir adım olması ve Osmanlı tarihinin en ilgi çekici dönemlerinden birini ele alması düşünüldüğünde İstanbul Kanatlarımın Altında filmi izlenmeyi hak ediyor.

Filmin tam versiyonu

ANLAT İSTANBUL (2005)

İstanbul denilince hep renkli tarihi, göz alıcı yapıları ve benzersiz güzelliğini hatırımıza getiriyoruz. Şehrin tanıklık ettiği önemli olayları, yetiştirdiği büyük insanların sözünü ediyoruz. Aslında bunların toplamı da İstanbul’un bütününü ifade etmekte eksik kalıyor. Şehrin bir de daha az bahsi geçen, yaşamda olduğu gibi anlatılarda da atlanan bir çehresi var. İşin bu tarafını anlatabilmek için de elbette sanat yardıma yetişiyor.

“Anlat İstanbul”, 2005 yılında vizyona giren ve yönetmenliğini 5 farklı kişinin paylaştığı bir film. Bu yönüyle de bir ilk olma özelliği taşıdığını söyleyebiliriz. Film, en çok bilinen 5 masala İstanbul’un kaybedenlerinin hayatlarından bakarak yeni bir yorum getirmeye çalışmış. Her bir uyarlamanın yönetmenliğini ise farklı bir isim üstlenmiş. Bu farklılığa karşın filmin bütününde anlatımsal bir süreklilik yakalandığını söyleyebiliriz. Filmin senaryosu, aynı zamanda ilk masal olan “Farelin Köyün Kavalcısı”nın da yönetmenliğini üstlenen Ümit Ünal‘a ait.

“Anlat İstanbul”un fragmanı

Filmin esinlenme kaynakları olarak “Fareli Köyün Kavalcısı”, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”, “Külkedisi”, “Uyuyan Güzel” ve “Kırmızı Başlıklı Kız” masallarının seçildiğini görüyoruz. Fakat başta da söylediğimiz gibi bu masallar pek de bizim bildiğimiz şekillerde ilerlemiyor. Bizim kahramanlarımız yakışıklı bir prens veya güzel bir prensesten ziyade ihanete uğrayan bir klarnetçi, yedi erkek kardeşi tarafından sokaklara itilmiş bir kadın cüce, aşkını bularak hayatını düzelteceğine inanan bir transeksüel veya iş bulma umuduyla İstanbul’a göçmüş bir Kürt genci olarak karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle de film politik bir yapım olarak nitelendirilemese de alt kimliklere dair sağlam vurgular yapmayı başarıyor. Filmin bir diğer öne çıkan yönü ise oldukça kalabalık bir oyuncu kadrosunun ortaya koyduğu başarılı oyunculuklar oluyor. Özellikle Altan Erkekli, Nejat İşler, Şevket Çoruh, Nurgül Yeşilçay gibi oyuncuların performansı üst düzeyde seyrediyor.

Filmin bir diğer avantajı da doğal bir dekor olarak İstanbul’dan faydalanmış olması. Farklı öyküler içerisinde Haydarpaşa Garı’na, Beyoğlu’nun arka sokaklarına, Mahmut Muhtar Paşa Köşkü’ne ve Atatürk Havaalanı’na uğruyoruz. En çok da eski Galata Köprüsü üzerinden verilen görüntülerde İstanbul manzaraları beğeni uyandırıyor. Altın Koza Film Festivali’nde en iyi film dahil birçok ödül kazanan “Anlat İstanbul” filmini izleyerek İstanbul’da kaybolmuş veya İstanbul’un kaybettiği insanların hikayesine tanıklık edeceksiniz. Bu şehri tam anlamıyla tanımak ve anlamak istiyorsanız bu insanlara da kulak vermelisiniz.

Filmin tam versiyonu

AH GÜZEL İSTANBUL (1966)

“Gerçekte kaldı mı bilmem ama benim gönlümde hala bir güzel İstanbul yaşar.”

Böyle diyerek hazırlar, seyyar fotoğraf makinesini ve İstanbul Hatırası dekor örtüsünü Haşmet İbriktaroğlu. Tüm çarpıcı replikler içinde belki de en çok budur filmi özetleyen. Eski İstanbul ve temsil ettiği tüm değerler değişip bozulmaktadır fakat hala sevmeye değer bir şeyler vardır o İstanbul’da.

1966 yılında Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğinde çekilen “Ah Güzel İstanbul” filmi, gerek dönemin İstanbul’uyla kurduğu ilişki gerekse de bunca yıl sonra hala üzerinde durulmaya değer mesajlarıyla Türk sinemasının zirve noktalarından biridir. Tabii ki filmi bu derece ön plana çıkaran faktörlerden birisi de Sadri Alışık’ın unutulmaz oyunculuğudur. Sadri Alışık büyük oyuncudur fakat bu filmde başka bir seviyede oynamış ve Türk sinemasına Haşmet İbriktaroğlu karakterini hediye etmiştir.

Film, soylu bir aileden gelen fakat sonrasında tüm servetini kaybetmiş, gerçek bir İstanbul beyefendisi Haşmet ile artist olup kısa yoldan zengin olma hayaliyle İstanbul’a gelen Ayşe’nin (Ayla Algan) karşılaşmaları ve sonrasında gelişen olayları konu edinir. Klişe gibi gelebilecek konu örgüsü yanlış batılılaşma ve kültürel yozlaşmaya yönelik kökten bir eleştiri temasıyla buluşacak ve klişelikten sıyrılacaktır. Tabii bir de bir diğer başrol sayılabilecek İstanbul vardır filmde. Beylerbeyi İskelesi, şehir hatları vapurları ve Sultanahmet Meydanı’nda geçen sahnelerde 1966 yılının İstanbul’una ve henüz bugünkü haline dönüşmemiş Boğaziçi’ne şahitlik ederiz.

Haşmet İbriktaroğlu ve Boğaziçi

Dönemin birçok kalburüstü filminde yer almış Gani Turanlı (görüntü yönetmeni) ve Metin Bükey (müzik) filmle ilgili anılması gereken diğer isimlerdir. Bu derece eşsiz bir ekip beklendiği üzere eşsiz bir işe imza atmıştır. Kulübe-i ahzan, Gündüz Çorbacı Gece Meyhaneci Rıfkı gibi izleyenlerin belleğine silinmemek üzere yerleşen detayları, her biri akılda tutulmayı hak eden replikleri ve bozulmamış İstanbul güzelliğiyle sinemamızın yüz akı olan bu filmi mutlaka izlemenizi öneririz. Filmi izlerken İstanbul’un o güzelliğini artık bulamayacağımızı düşünüp karamsarlığa düşmeyelim. Çünkü Haşmet İbriktaroğlu’nun da dediği gibi:

“Dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur.”

Ah Güzel İstanbul restorasyonlu tam versiyon